Belcika Turk Ogrencileri Arası Dernekler Toplantısı Perşembe, Nis 24 2008 

Bizler Neden Buradayız?

Bildiğiniz üzere, Vlaanderen’da çesitli çok-etnisiteli öğrenci dernekleri vucuda getirilmiş durumda (Flux, Kouleur Lokale, TÜGÖK, Atafsier, TSL, …). Burada toplanmış bulunan derneklerden, kimisi içerisinde sadece Türk öğrencileri barındırırken, kimisi başka etnisiteye sahip öğrencileri de derneğinde bulunduruyor. Çoğumuz yeni kurulmuş dernekler olmamıza rağmen, kısa zamanda önemli etkinlikler yaparak üniversite şehirleri bunyesindeki etnik kökeni farklı (özellikle Türk) insanları birbiriyle tanıştırma noktasında önemli adımlar attık. Ama bugün ki tabloya bakıldığında derneklerimizin beraber yapmış olduğu çalışmalar hemen hemen yok gibi. Bunun buyuk bir potansiyel kaybı olduğunun hepimiz farkındayız. Bu nedenle üç başlık altında hangi noktalarda berbar hareket etmek istediğimizi açiklamakta yarar gördük:

 

1)      Sosyal Doku

2)      Eğitimde Sosyal Eşitlik

3)      Toplumsal Hak

Sosyal Doku: beraber çeşitli etkinlikler düzenlemek

Birden fazla derneğin katılarak düzenleyeceği etkinliklerin, dernek bünyesindeki bilinçli öğrencilerin birbirini tanımasını sağlamakta, bir sosyal doku türetmekte, çok yararlı olacağını düşünmekteyiz. Bunların ne tür etkinliker olacağı (spor, eğlence, bilgilendirme,… vs.) organize edecek olan dernekler arasında görüşülmeli. Ama ilk önce istenmeli ki dernekler bu tür etkinlikleri can-i gönülden düzenlesin. Çünkü bu etkinlikler beraberinde, çesitli meselelerde görüş alış-verişi ya da faydalı tartışmalar getirecektir. Yapıcı tartışmalar, her daim bir toplumun gelişmesine önemli katkılarda bulunurlar. Bu tür etkinliklerin, çevredeki orta okul ya da lise öğrencilerini üniversite ya da yüksek okul okumaya teşvik etmelerinde faydalı olacağında eminiz. Bu etkinler beraberinde ayrıca öğrencilerin birbirini daha iyi tanımasını sağlıyacaktır. Bu tanışmalarla birlikte, mezun olduklarında birbirini tanıyan mühendisler, edebiyatçılar, hukukçular, siyasal bilimciler ve her türlü sanat ve bilim insanlarından oluşan bir topluluk

vücuda gelecektir. Bu bir toplumun, ülke siyasetine yön verebilecek kapasiteye gelmesi demekten başka bir şey değildir. Ne kadar çok sanat ve bilim insanları var ve bunlar ne kadar çok birbirlerini tanıyor ve yardım ediyorlarsa, Belçika’daki Türk toplumunun geleceği o kadar garanti altında olacaktır.

Eğitimde Sosyal Eşitlik: öğrencilerimizin yüksek öğrenimdeki yerini ve önemini artırmak

Bugün diğer göçmen kökenli guruplar gibi, Türk öğrencilerinin de eğitim seviyesinin hak etmedikleri bir şekilde düşük olduğunun umarız herkes farkındadır. Bu noktada Vlaanderen’in eğitim sisteminin etnik guruplar arasındaki eşitsizlik konusunda dünya birincisi olduğunuda belirtmekte yarar var. Eğitimin, bir toplumun savunulmasında, bir toplumun gelecekteki öneminin artmasında ne kadar önemli olduğunu, sanırım herkes idrak etmiş durumdadır. ‘Türk oğrencilerin yüksek öğrenimdeki yerini ve önemini artırmak’ düşünce noktasında bütün öğrenci dernekleri ile birlikte çalısmaya hazır olmamız gerektiğini düşünmekteyiz. Bu düşüncenin hayata geçmesinin, zaman alan bir sureci beraberinde getirdiğinin farkında olmamıza rağmen, en kısa zamada başlamanın önemini bir daha vurguluyoruz. Bu noktada ırkçılık ve de kültürel asimilasyona karşı olmak, etkinlikler düzenlemek ve gerektiğinde eylem yapmak görevlerimiz arasında bulunmalıdır. Bu çerçevede yüksek okullarda ve de üniversitelerde Türk dili ve edebiyatının hak ettiği yerde olmadığını belirtmekte fayda var. Aynı şekilde olumlu inisyatiflerin de arkasında durmak gerektiğinin farkındayız. Somut örnek vermek gerekirse; UHasselt’in seçenek ders olarak Türkçe vermesi.

Toplumsal Haklar: haklarımızı aramak, bununla ilgili tartışmalara katılmak

Öğrenci dernekleri olarak, toplumda yanlış giden şeylere hep birlikte dur demek, gelecekteki Türk toplumunun bu yanlışlara dur diyeceği anlamına gelir. Örnek vermek gerekirse bugün anavatanımız olan Türkiye’ye, Avrupa tarafından yapılan haksızlıkların karşısında durabilecek, kendimizi dinletebilecek, bir oluşumun başlamasını diliyoruz. Bugun Belçika’da yaşayan Turk kökenli topluma yapılan haksızlıklara karşı sesimizi duyurmak, günümüzdeki toplumsal tartışmalara katılmak ve de gerektiğinde eylemlere karşılık vermek lazım olduğnu düşünmekteyiz.

 

Avrupa’nin kalbi niteliğindeki Belçika’daki Türk öğrencileri olarak, yapabileceğimiz çok şey var. Somut örneklerle konuşmak gerekirse, Fransa’ya baktığımız zaman görüyoruz ki yüzlerce Türk oğrencisi Fransa’daki Türk azınlık hakları ve de Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu değerlendirebilmek için bir araya gelip tek ses olmayı başardılar. Biz, Belçika’daki Türk oğrenciler olarak bu ve bunun gibi inisyatiflere olumlu ve yapıcı yaklaşırsak, yani beraber hareket etmek noktasında onlara el uzatır isek, hedeflerimize bir adım daha yaklaşmış olacağız.

 

Dediğimiz şeyler, derhal yapılabilecek şeyler olmamasına karşın, beş- on, hatta bir yıl sonra gerçekleştirilmesi kuvvetle muhtemel hedeflerdir. Şimdiden bu misyonu ünversiteli ve yüksek okullu Türk öğrenciler olarak kendimize edinirsek, bir kaç yıl sonra “öğrenciler” olarak bir yaptırım gücümüz, daha sonar ise “toplum” olarak bir yaptırım gücümüz olur.

Son söz

Biz TSL olarak, her şeyden önce bir öğrenci derneği olduğumuzun farkındayız. Bize göre öğrenci derneği, toplumların geleceklerini şekillendirmede önemli rol oynayan oluşumlardır. Öğrenci dernekleri, ogrencilerin birbirleri ile fikir alışverişi yapmasını sağlayan, birbirlerinin gelişmelerine katkıda bulunan, özellikle üniversite hayatında kendisine bir duruş oluşturmaya çaba sarfeden bireylere önemli artılar getiren organlardır. Şimdi birlik olmaya karar verdikten ve birbirimizi tanıdıktan sonra bunu yaparsak ileri yıllarda bu davada bizi takip eden gençler ve gelecekte bizler önemli yollar kat edeceğiz. Ancak bunları başarabildiğimizde, üzerimize düşen görevi gerektiği gibi ifâ etmiş olacağız. O yüzden, kaybedecek vaktimiz olmamalı bu yıllardır bekleyen Görev için…

 

Tabii ki bizim de evvelce söylediğimiz gibi; bu hedefleri gerçekleştirmek için önce birlik ve beraberlik lazım. Birlik kelimesinden kastımız, Türk öğrencilerinin birbirini tanıması, sıkıntılı konularda birbirine yardım etmesi ve en önemlisi yüksek öğrenimdeki Türk öğrencilerin başarılarının artırılmasıdır. Beraberlik kelimesinden kastımız, bu masa etrafında toplanıp bu tür meseleleri, saygı ve sevgi cerçevesinde hep beraber konuşmaktır. Hepimiz burada bulunmakla ilk adımı attık. Dileğimiz o dur ki; bu birlik, sınırı olmayan bir dostlukla kendini perçinlesin .

 

TSLeuven Yönetimi,

Leuven 2008

 

 

The Energy Sector and Opportunities in Europe and Turkey Pazartesi, Mar 17 2008 

In this developing world, where globalization has taken a leading role, the need for energy is as we all know increasing every day.I am going to talk about the European Union’s new energy policy and its opportunities for investment in Turkey.

In forthcoming years countries will have to find solutions for their supply of energy , if they do not want to face a range of difficulties in that area. On that notion the European Union has increased the search for solutions since the start of the new millennium .Without this , the EU’s objectives in other areas , including the Lisbon Strategy for growth and jobs and the Millennium Development Goals , will also be more difficult to achieve .

To shape the European Energy Policy for the forthcoming years the European Commission has started conducting studies on the matter , for example “ Green Paper“ .

According to Green Paper , the European Union has to find new energy corridors to meet its demand for energy. On that notion, Turkey plays an important role with its geographical location . Turkey is in close geographical proximity to countries possessing more than %70 of proven global gas and oil reserves. Turkey is already a major transit route for oil from Russia and Central Asia to global markets .

From an economical view this new energy policy can also offer a variety of work opportunities. Bringing supplies to the European market and connecting the West to Central-Asia would mean big investment opportunities for a lot of companies. Both gas producers and consumers stand to benefit from these developments. On that account International co-operation on energy security is a win-win outcome for all involved parties.

Some business companies have already evaluated these opportunities of Turkey . I am going to give some examples to show the opportunities in this sector in Turkey .

A project of € 1.07 million (2002) aimed at strengthening the administrative capacity of the Energy Market Regulatory Authority (EMRA) by a Twinning project and supply components.

Assistance has also been provided to the Turkish Petroleum Pipeline Company BOTAS on gas transmission and transit through a service contract of € 1.77 million (2003).

For the connection of Turkey to the EU electricity grid, another project provided complementary technical studies for the synchronisation of the Turkish power system with the UCTE (Union for the Co-ordination of Transmission of Electricity) system (2003). The project had a total budget of € 1.45 million.

A Twinning consortium comprised of ADEME of France and Senter Novem of the Netherlands provided assistance for the improvement of energy efficiency in Turkey (2003). The project budget was € 1.25 million. The Twinning project will be supported by a public awareness project on energy efficiency in buildings. The public awareness project was programmed in 2005 and has a total budget of € 1.07 million.

Following the analysis of this subject we can state that Turkey could really be benefit from this co-operation. But Turkey’s political considerations could be a threshold for her to become an important pawn in the great European energy game. Turkey has to base its energy policy on open, transparent rules and has to focus on its business interests. European investors should support the steps taken by Turkey so that they can also benefit from these opportunities.

 

Akp’ye kapatılma davası Pazartesi, Mar 17 2008 

Erdogan iki tarafada ( AB ya da ABD ) gerektigi yerde ve zamanda resti cekiyor .Kendilerini cumhuriyetci olarak adlandıran ve Ataturk’un arkasına saklanarak sırf kendi elit tabakalarını burokraside tutmak icin kirli isler yapanları,  halk goruyor .

Kuru temizlemecideydim.

Yaslı sayılabilecek bir Flaman hanım , camasırlarının kurumasını beklerken Orhan Pamuk’un ” Cevdet bey ve Ogulları ” adlı kitabını okuyordu . Kadına ( maksat muhabbet olsun ) kitabı nasıl buldugunu sordum . Bana cok karısık oldugunu , bir satırı bir kac kez okuması gerektigini ve bunun tercume bozuklugundan kaynaklandıgını dusundugunu soyledi . Ben de bunun Orhan Pamuk’un stili oldugunu , Turkcesi’nden de bir cumleyi anlamak icin bazen bir kac kez okumanın gerektigini soyledim . Rahatlamıstı .

Orhan Pamuk’tan sonra kadın Turkiye ile ilgili sorular sormaya basladı . Dogu – Batı farkını , diyarbakırlı ile edirnelı arasındaki farkı , Turkiye’nin Avrupalı mı yoksa dogulu mu oldugu hakkında dusuncelerimi sordu . Gercekten karsımda , bekledigimden daha fazla Turkiye ile ilgili bilgisi olan , Turkiye haritasını bilen bir Flaman vardı . Diger konular hakkında konustugumuzdan cok AKP ile ilgili bolumu sizlerle paylasayım :

Kapatılma davasına karsı cıktıgını , bunun genelde fasist ya da extrem komunist partilere karsı olması gerektigini , Turkiye’nin gercekten gelisen bir ulke oldugunu , fakat su an bir kimlik bunalımında oldugunu , hangi kıtaya ait olundugu sorusunun cevabının sehirden sehire degistigini , İzmir ile Van arasındaki ucurumun buyuk , mantalitenin farklı oldugunu , bu nokta da Avrupa Birligi muzakerelerinde en buyuk adımları atan partinin muhafazakar ve “moslimpartij” oldugunu , boylelikle bu partinin dogulu ozellikleride kendi icerisinde barındırarak batı ile birlesmeye calıstıgını , bu partinin cok enteresan bir olusum oldugunu soyledi .

Bana soyledikleri hakkında goruslerimi sordu , ben de soyledim . Dediklerinin coguna katılmakla birlikte , laik ulkemizde moslimpartij diye bir olusumun olmasının mumkun olmadıgını ,buna basta halkın izin vermeyecegini ,  akp nin muhafazakar oldugunu ;ancak dini kullanmadıgını, laiklige karsı bir eylem yapmadıgını soyledim. AKP’nin yanlıslarının ise stratejik oneme sahip olan tupras ve telekomun ozellestirmelerinin oldugunu soyledim . Bana ozellestirme yanlısının aynısının Verhofstadt tarfından sekiz yıldır yapıldıgını soyledi . Birden cok guzel bir sekilde ğ soylemeden , ERDOGAAN dedi ..

Gulumsedim .

Erdogan hakkında neler dusunuyorsunuz dedigimde , gercekten sırf bu adama gecmisi yuzunden gıcık olsam da gurur duydum :

“Bir kadın olarak oncelikle sunu soylemeliyim ki cok yakısıklı ve kibar bir beyefendiye benziyor . Merkel ile yaptıgı konusmaları ben de izledim ve Avrupa Birligi karsısında Putin ile birlikte yeni , zeki ve istediginde cok tehlikeli bir lider daha var dedim . Almanya hala Erdogan’ın soyledikleri seyleri tartısıyor…Erdogan gercekten Avrupalı bir cok liderden daha karizmatik . Simdilerde Almanya ve Fransa ile Turkiye arasındaki iliskiler kotu . Ama ozellikle Köln’deki konusmasında dusundum ki konusma sanatını cok iyi biliyor . Televizyonda izlerken , Turkce bilmeyen beni dahi konusurken etkiliyor … “

Sonra Ataturk dedi gulumseyerek . Sozunu kestim .

Kalbimi gosterdim ” Kalbimizde ” dedim .

Cok farklı bir bakıstı suratındaki ..Tekrar gulumsedi

” Evet . Anadolu da orta cagdan kalma gerici fikirleri yıktı .. ” dedi ..

İşi bitmisti ve verdigim bilgiler icin tesekkur etti . Son olarak bana ç , ş , ğ , c , ö , ü  harflerinin nasıl okunacagını sordu.Soyledim . Beceremedi yapmayı . Aldı camasırlarını ve gulumseyerk gitti .

Dusunuyorum da beyler bayanlar :

AKP ya da Erdogan sutten cıkmıs ak kasık degil ( cogu sey oyle zaten ) ama bu partinin kapatılması , yeri doldurulamayacak bir bosluk getirir … İlk defa cogunluk mutabık ve ilk defa gidiyoruz duse kalka … Neden duralım ?

Belki gercekten Erdogan seriatcı .. Belki gercekten Gul kadınların hor goruldugu , araba kullanamadıgı , gezemedigi ve kara carsaflarda boguldu ulkelerdeki bir islam devrimini Turkiye’de dusunuyor .

Bu gerceklestiginde eminim ki bunu durduracak yine onlara oy vermis insanlar ..Eminim ki bunu durduracak olanlar basortululer .. Bunu durduracak yine bizleriz …Fikirlerimizle , dusuncelerimizle ve kalemlerimizle… ama bu simdinin isi degil .. cunku simdi Turkiye’de otuz yıl ya da bes yıl oncesinden farklı bir durum yok . Herkes istedigi gibi yasayabiliyor . Onemli olan bu ! Simdi tartısma ya da kavga degil .. daha iyi neler yapılabilir bunu konusma zamanı !

Enver Pasa’ya… Pazar, Oca 27 2008 

Nasıl olduğunu anlatayım size
Kapatın Gözlerinizi
Açın teninizi bozkır rüzgarının kollarına
Kapatın gözlerinizi ve barut koklayın
Mitralyözler ejderhalar gibi ateş kusarken
Kurşun saçarken mitralyözler
Tohum atar gibi toprağa
Enver yiğit Enver, Yiğitler yiğidi Enver
Yalın kılıç, Yekpare kılıç, Yanlız kılıç
Bağrını şarapnallere açmış
Dilinde Allah kelamı
Ve Yüreğinde bir Anadolu türküsü
Enver yiğitler yiğidi
Şimdi unutturlmuş bir vatanın bağrında
Elinde çelik bir kılıç
Çelik mermiler atan mitralyözlere
Yüreğini açarak koşuyordu
Ateşe koşuyordu Enver
Hürriyet kahramanı, Hürriyetine koşuyordu
Ve özgürlük narası atsın diye soyunun çocukları
Enver bağrını kızıl kurşunlara yardırıyordu.
Enver’e hain diyenin dilleri kopsun
İnsanlar baharda açan çiçekler gibi
Açtıklarında çok güzel ve sonra dökülüyorlar toprağa birer birer.
Herkes ölüyor ama herkes Enver gibi ölemiyor.
Herkes bir şeyler yaşıyor, hayaller kuruyor.
Ama Enver gibi hayalleyemiyor.
Enver sana 90 değil
900 Bin Türk kurban olsun
Enver sen hayaller kur biz dökeriz kanımızı
Şimdi uyuz köpekler gibi,
sürünüp ama lokma bulamıyoruz.
Ama hayallerimizi çaldılar,
Enver sen hayaller kur
Biz 900 bin kişi donalım, yanalım, ölelim.
Enver’e hain diyenin dilleri kopasıca.
Ağlatıyorlar sizi sinema karanlıklarında
Son samurayın kahramanlığı ile
Ve daha kurumadan gözyaşlarınız
Enver’i hain yapıyorlar.
Enver gagauz torunu, Enver yiğitler yiğidi
Kahramanlar milletinden göğsünde
Mitralyöz şarapneli bir madalya
Paşa diye çağırıyorlar şimdi
Göklerin saklı dünyasında kendi gibi kahramanlarca
Enver ateşin narına uçuyor
Kelebekler bizim gözlerimiz doluyor
Sen barut alevine atarken kendini
Bizi ağatmıyorlar
Boğuyorlar gözyaşlarımızı
Enver’e hain diyenin soyu kurusun.
Sarıkamış’ta gene ölürüz biz Enver
Nasıl öldüysek Çanakkale’de, Geliçya’da ve Yemen’de
Ondan önce eski kıtanın dört yanında
Hiç durmadan nasıl öldüysek
Bugün Kerkük’te, Doğu Türkistan’da nasıl ölüyorsak gene ölürüz.
Türklere en çok ölmek yakışıyor ve
En güzel Türkler ölüyor diye biz ölürüz.

Turkistan İcin Pazar, Oca 27 2008 

Hani nerde yüzbinlerce askerim
Bir millete kurban olup gittiler
Sarıkamış dağlarında neferim
Bir ulu sevdaya kayıp gittiler

Ceket getir,gömlek getir ört beni
Genç yaşımda heder etti dert beni
Bu uykulardan uyandır,dürt beni
Diye diye yalan oldu gittiler

Hastalıklar karartıyor gözümü
Kar kapladı açın benim yüzümü
Uyku geldi kader çizmiş yazımı
Sayıklaya sayıklaya gittiler

Kardeşlere ulaşmaktı telaşım
Türkistanda garibandı soydaşım
Buzlar düştü yüreğime kardaşım
Bir ülküye gözü açık gittiler

Yetim kaldı Orta Asyam,gariban
Kafkasya da kardeşlerimiz yaban
Hani Turan hayallerin o çaban
Yiğitlerim revan olup gittiler

Yürek yansın çaresizdir hezeyan
Bir hedefti Çine kadar uzayan
Enver Paşa kendi de oldu ziyan
Pamir Dağlarında düşüp gittiler

Atı Derviş sahiplendi yanında
Sonra gördü kurşunları kanında
O da düştü paşasının önünde
Bir vatana yana yana gittiler

Mitralyozlar kan kusuyor el aman
En önlerde Enver Paşa kahraman
Silah icad oldu kılıçlar duman
Erkekliğe feda olup gittiler

Enver Paşa at üstünde kılıçlı
Karşısında mitralyozlar çok güçlü
Çegan Tepesinde 25 atlı
Mertlik budur diye diye gittiler

Ne acıdır hayallerin sönüşü
Bir emeldi Türkün öze dönüşü
Sarıkamış yüreklerin yanışı
Allah allah diye diye gittiler

05.09.2007

Murat KARAL

Basortusu Sorunu Pazar, Oca 27 2008 

 saygi.jpg

Toplumumuzda 80 darbesinden sonra surekli gundemde bulunan “İrtica ve Boluculuk” konusu , herkeste oldugu gibi bende de cesitli dusunceler ve cozum onerileri yarattı. İrtica’nın aslında hicbir zaman ölmedigi bu topraklarda , İslam’ın devlet sisteminde kullanılmaya calısılması, bunu isteyen insanların cesitli orgutler kurması Turkiye’deki din egiliminden dolayı bana cokta abes gozukmuyor. Turk Milletinin dindar bir yapısının olması da , bu orgutlerin dusuncelerini kolayca yaymalarına neden oluyor.

Bu resim sizce de hosgoruyu ve saygıyı temsil etmiyor mu ? Toplumun kutuplasmasına ve kulturel ayrımın derinlesmesine ne zaman “dur” diyecegiz ? …

 Mustafa Kemal Ataturk’un yapmak istedigi , Batı devlet sistemlerinin Anadoluya entegre edilme sureci , maalesef Ataturk’ten sonra gelen liderlerce tam yurutulemedi . Kimisi baskı ve maneviyat yoksunu bir politika izlerken , kimisi Ataturk devrimlerinin halk ile uyusmadıgını dusunerek , devrime karsı orgutlenmeleri destekledi . Turk Siyasi Tarihinin cesitli calkantılı donemlerinde , ortaya cıkan “İrtica ve Bolucuk” tehditi , aslında Turkiye’ yi hic bırakmayan bir tehdit unsuru oldu. Ataturk gibi Turk milletinin maneviyatına uygun bir devrim calısmasını kimisi tam bir dinsizlesme olarak algıladı. Bu sorunda kendilerini “Kemalist” olarak tanımlayanların payı buyuktur elbette . Koy Enstitulerinin Menderes doneminde kapatılması sonucu , Ataturkcu dusunce koylerde ( yani 1920 – 1960 yılları arasında nufusun yuzde 60 ‘nın yasadıgı yerlerde ) kendisini kabul ettiremedi. Bunun sonucudur ki halk kendilerini Ataturkcu olarak tanımlayan ; lakin Ataturk dusuncelerini , batı sosyalizmi olarak algılayan bunyeleri sevemedi . Cunku onların Ataturkculugu , halkın degerlerini ele almayan Ataturkculuktu. Gelinen nokta da sorun buyuk . Suna inanmak istemiyorum ama “Ataturkculugu , Ataturkculer bitirdi. “. Uzuntu vericidir ki , halk artık Ataturk diyor ki ile baslayan cumleleri samimi bulmuyor . Bunun sonucudur ki artık iktidarın aldıgı her kararın karsısında duran CHP de sesini cıkaramayıp , kendi icindeki tartısmalarla ugrasıyor . AKP alternatifi olmaya calısan MHP de Ataturkcu dusunceden her gecen uzaklasıp , yeni bir dusunce sisteminin akımının kendisini sarmasına izin veriyor . Gelelim baslıkta belirttigim soruna :

 Benim gibi İnsan haklarına inanmıs ve ozgurluklerin sınırlandırılmaması gerektigini siyasi dusuncelerinde bas sırada tutmus birisi icin ; Basortusu ile egitim alma hakkı kimsenin elinden alınamaz . Basortusu ile insanlar egitim alabilmelidirler. Bunların sınırlandırmaları olabilir mi ; tabii ki .. “Devlete gore resit olmayan biri kendi kararlarını kendisi veremez , bundan dolayı cesitli kararları kendi hur iradesi ile alacak yasa yani resit olana kadar devlet bu kisinin haklarını korumak icin , gecici sureyle kisinin hakkını elinden alabilir“. Bu cumle kullanılarak ; ilkokul , ortaokul ya da liseler de basortusu kullanımı kısıtlanabilir . Cunku resit olmayan birisi ailesinin baskısına maruz kalabilir . Kendi hur dusuncesini uygulayamaz . Bu nokta da lise ve alt sınıflarında basortusunun izin verilmesi de engellenmis olur . Bunun ozgurluklere karsı oldugunu dusunmuyorum . Usttede kullandıgım arguman olan ” resitlik ” , ozgurluk kısıtlanması gibi bir cumleyi curutebiliyor .

 Gelelim kamusal alanda basortusu kullanımına ..

Dusunceme gore , devlet hizmet verirken ayrım gozetmemelidir . Fakat hizmet veren devlet memuru da kendi dinini , etnik kimligini dısa vurmamalıdır. Basorutusu ile egitim veren bir ogretmen dini sembol kullandıgı icin , kendi dinini belli etmis olur ki bu da sınıftaki ogrenciler arasında munakasalara neden olur .Bir baska ornek ; Basortulu bir hakimin olması laik devlet anlayısına ya da tarafsızlık anlayısına ne kadar uygun tartısılır ? Dinini dısa vurmus bir hakimin, tarafsızlıgı tartısmalı olur . Bu ozgurlukler kapsamında degerlendirilemez . Cunku nasıl bir sirket bir elemanı ise alırken cesitli sartlar arıyorsa , devlette kadro doldururken cesitli sartlar arayabilir. Bunda herhangi bir behis gorulmemelidir.

 Son olarak eklemek istedigim de  sudur ;

Basortululere karsı olanlara sunu soylemek istiyorum . Basortululer egitim alırlarsa ,bir hacının dort karısından biri olmazlar.Kendi hur iradelerini, mantıklarını , egitimle aldıkları bilgiyle birlestirerek cesitli dusunce sistemleri olusturabilirler.Bu insanlar ozel sektorde calıstıklarında , kadının toplumdaki yerinin onemini gormus olacagız. Seriat gelecek deniyor ama basortulu biri egitim alıp , calısmak istediginde zaten seriat cıgırtkanlıgı yapan abilerine ya da kocalarına karsı geliyorlar . Ben toplumda kadının yerinin cok onemli oldugunu dusunuyorum . Bu noktada basortulu hanımların , toplumda yerleri olmalarını istiyorum .Yerleri olsun ki ; onları kullananlar basortulu hanımları toplumdaki yerlerinden mahrum edemesin . Basortululer kendi haklarını korumayı egitim alarak bilsin ki onları kullananlara karsı guclu argumanlarla karsı cıkabilsinler.

 Ustteki resim sizce de saygı ve hosgoruyu temsil etmiyor mu ?

Toplumda olsuna kulturel ve sınıfsal ayrısmalara ne zaman ” dur ” diyecegiz. Korkularla bir yere varılamayacagını , olacaksa herseyin tıpkı Avrupa’daki gibi tecrubelerle yasanması gerektigini , halka guvenmeyi ogrenmeyi ne zaman ogrenecegiz ? … Biz ne zaman tek bir toplum olacagız ?

Milliyetcilik baglamında Ergenekon Operasyonu Pazar, Oca 27 2008 

Calkantılarla dolu Cumhuriyet Tarihi , Akp iktidarı doneminde yapılan reformlarla birlikte garip , kimine gore urkutucu kimine gore ozgurlukcu bir akım ile karsı karsıyadır. Her gecen gun cesitli operasyonlar , devletin kademelerinde kadro degisiklikleri, sınıfsal , kulturel , kimliksel ayrımın kendini belli etmeye basladıgını gormekteyiz. Bir yandan “basortu” sorunun cozulmeye calısılması , bir yandan da toplumun dinamikleri ile ugrasan orgutlere yapılan operasyonlar , batı bakıs acısına sahip kimileri icin mutluluk verici olsa da , benim gibi Anadolu Topraklarında buyumus bir genc icin urkutucu gorunuyor. Turkiye karısıyor. Burada sunu asla soylemeyecegim : ” dıs kuvvetler Turkiye’yi karıstırıyor” . Turkiye kendi icindeki bolunmuslugun acısını cekiyor.

 Son gunlerdeki operasyonlardan olan “Ergenekon” operasyonunun , tamamiyle Turk milliyetciliginin dısa vurumuna yapılan operasyon olara nitelendiriyorum. Cesitli cinayetlerle ilgisinin olup olmadıgı henuz kanıtlanmamısken , toplumda milliyetcilik duygusunu tekrar olusturan kimselerin yargılanması , benim gibi milliyetci bakıs acısına sahip bunyeler icin uzucudur. Akp iktidarının Turkiye’ye getirilerinin buyuk oldugunu yadsımamakla birlikte , toplumdaki “milliyetcilik” duygusunu koreltmeye calısması ve milliyetcili ideolojiye aykırı faaliyetleri ise dusundurucudur.. Yozgat gibi bir ilde yuzde 54 oy oranını yakalayabilen Akp ‘ nin , milliyetci soylemlerini devam ettirmeyip , gercek milliyetcileri ” ırkcı ” olarak nitelendirmesi de , Akp gibi tabanı kuvvetli ve milliyetci bir partinin , siyasi hareketine ne yarar saglıyor anlamıs degilim. Ergenekon Operasyonunda gozaltına alınan isimlerin ” terorist ” olarak kimi medya kuruluslarınca nitelendirilmeleri de yanlıs olup , sucları henuz kanıtlanmamıs insanlara yapılan haksızlıkların ne kadar devam edecegi de merak konusudur. Tabii ki simdiki soylemlerimin destekleyicisi olarak kullandıgım arguman olan ” dusunce ozgurlugu ve sucların ispatlanmaması ” , zaman icinde degisecektir. Yargılanan bu insanların , cesitli cinayetlerle ilgisinin olup olmadıgı kanıtlandıgı an , ustte yazdıgım fikirlerin uzerine cizgi cekebilirsiniz. Fakat yine de soylemeliyim ki toplumuzda milliyetci duyguların yok edilmesine karsı yapılan hareketlere “dur” demenin hic bir yanının bolucuk ya da ayrımcılık ya da fasistlik oldugunu dusunmuyorum. Turk milleti olarak , degerlerine sahip cıkmak ve milli ulkuleri gerceklestirmeye calısmak birinci vazifemiz olup , bu yolda kendimizi egitmekte bize dusen asli gorevlerden biridir.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.